Kategori: Uncategorized

BAL’a dair Kaygım Var !

Son günlerde okulumuz, Bornova Anadolu Lisesi’nin (BAL) “bugünkü” sınırları içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı’nca yapılmasına (imalatına) başlanan ve çeşitli nedenlerle şimdilik durdurulan “Anaokulu” inşaat faaliyeti konusu hepimizin kaygılı bir şekilde gündemine oturdu. Okulumuzun, öğretmenlerimizle, ideal olamasa da en azından ideale yakın tutmaya çalıştığımız eğitim ortamıyla, öğrencilerinin düzeyleriyle ve velilerimizin de aydınlığıyla bizlere, toplumumuza ve çağdaş geleceğimize dair kattığı tüm değerleri dikkate aldığımızda bundan yüksek derecede kaygı duymamız da doğal karşılanmalıdır elbet…

Gerçi, günümüz örgün eğitim sistemimizde okullarımızın, Milli Eğitim Bakanlığı’mızın dahi raporlarına girmiş olan, “nitelikli olanlar” ve diğerleri gibi ayrıştırıldığı bir ortamda artık evrensel bir insan hakkı olan “fırsat eşitliği”nden eğitim sistemimizde bahsedebilmemiz pek olası değilse de, bizler BAL’lılar olarak hiç olmazsa, deniz yıldızı misali, okulumuzun her yönüyle niteliğini en üst düzeyde tutma çabamız ile aydınlık geleceğimize sahip çıkmaya çalışıyoruz. Buna da yerden göğe kadar hakkımız olduğunu düşünüyorum…

Çok da uzatmadan konuya gireyim. Geçmişte Bornova Belediye Başkanlığı da yapmış birisi olarak, gündemdeki “Anaokulu” tartışmasına, günümüze kadar gelen süreç hakkında bilgi vererek, gelecek öngörülerimle farklı bir boyut kazandırmaya çalışacağım.

  • Okulumuzun da içinde bulunduğu çok geniş bir arazi, içindeki tarihi köşkü ve güvercinliğiyle birlikte, bir okul yapılması koşuluyla, Edmond Giraud tarafından 26.03.1953 tarihinde bağışlanmış ve 1953 yılında “Ege Koleji” adıyla kurulmuştur. Okulumuz, zaman içerisinde “İzmir Maarif Koleji (İK), İzmir Anadolu Lisesi (İAL) ve son olarak da Bornova Anadolu Lisesi (BAL) isimleriyle, önceleri, benimde okuduğum yıllarda, Hazırlık yılı dahil ortaokul (3 yıl) ve lise (3 yıl) olmak üzere toplam 7 yıllık eğitim-öğretim faaliyeti verirken, günümüzde sadece 4 yıllık lise eğitimiyle ülkemizde ender ve örnek bir “kampüs” okulu olmuştur. (https://www.balev.org.tr/kurumsal/tarihce/)
  • Okulumuzun kampüs alanı bugünkünden çok daha geniş ve tek parselde iken, ilk olarak geçmişte futbol sahası olarak kullandığımız alan üzerinde kurulan bir meslek lisesi ve ardından gelen, komşu parselleri de içine alan bölgede, çok sayıda lise, ortaokul, imam hatip okulu, görme ve işitme engelliler okulları ile söz konusu kampüs alanı sürekli daraltılmış ve okulumuz BAL, bugünkü alan içerisine sıkışmıştır. Elbette ki, kurulan tüm okullar ülkemizin, kentimizin gereksinimlerini karşılamaya yöneliktir. Elbette ki, her yeni kurulan eğitim-öğretim kurumu aydınlık geleceğimize giden yolda bir mihenk taşı gibidir ve iyi de yapılmıştır. Ancak, keşke bu okullar, zamanında kolaycılığa kaçılarak ve bir diğerinin eğitim alanını daraltarak değil de farklı bir konum ve alanda kurulabilseydi.
  • Her neyse, olmuş bir kere. Sarı öküz verilmiş bir kere. Bundan sonra hiç olmazsa mevcudu koruyabilmektir bizlerin de mücadelesi…
  • Özellikle belirtmeliyim ki, okulumuzu ve civarındaki bazı özel parselleri de içine alan geniş bir adanın imar planındaki kullanım tanımı “Resmi Eğitim Tesis Alanı”dır. Belediye Başkanlığım dönemimde, özel bir eğitim kurumunun, bu ada içerisindeki bir parseli satın alması sonrasında Okul yapma talebi, imar planlarında “resmi” tanımlı alan üzerinde “özel” amaçlı bir kullanıma yasal olarak izin verilmesinin mümkün olmaması nedeniyle Bornova Belediyemizce kabul edilmemiştir. Söz konusu özel eğitim kurumunun da girişimleriyle, Milli Eğitim Bakanlığı’nca “bu bölgede MEB’in uzun vadede herhangi bir eğitim-öğretim yatırımı ihtiyacının olmadığı” içeriğinde resmi bir yazı kaleme alınmıştır. Ancak söz konusu bu yazı da Belediyemizce yeterli görülememiştir. Zira, imar planında değişiklik yapılmadan özel amaçlı bir eğitim kurumuna inşaat ruhsatı verilebilmesi mümkün değildir ve plan değişikliğinin yapılabilmesi için de “Bakanlığımızın imar plan değişikliği yapılabileceğine dair bir onaylama ifadesinin” de yer alması gerektiği görülmüştür. Kaldı ki, söz konusu plan değişikliğinin öncelikle 1/5000 ölçekli planda İzmir Büyükşehir Belediyemiz’ce yapılması sonrasında ilçe belediyemizce 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin yapılabileceği belirtilmiştir.
  • Dolayısıyla, zaman içerisinde ilgili kurum tarafından tüm yasal gereklilikler yerine getirildikten ve Büyükşehir Belediyemiz tarafından imar plan değişikliği yapıldıktan sonra Bornova Belediye’mizce, benden sonraki dönemde gerekli izinler verilebilmiş ve özel eğitim kurumu imal edilerek hizmete girmiştir.
  • Gündemimizdeki BAL alanı içerisinde Anaokulu yapma girişimini duyduğumda ilk aklıma gelen de işte yukarıda bahsettiğim “Milli Eğitim Bakanlığı’nca bu bölgede eğitim-öğretim amaçlı herhangi bir okul ihtiyacının bulunmadığı” yönündeki görüşüdür. Eğer ki bu görüş zaman içerisinde değiştiyse de gerekçelerinin MEB tarafından kamuoyuyla paylaşılması gerekmektedir.
  • Ayrıca sormak isterim;
    • İlkokulu olmayan bir alana neden Anaokulu yapılmak istenmektedir?
    • Anaokulu, ilkokul öncesi bir eğitim kurumu değil midir?
    • Anaokulundan mezun olacak evlatlarımız, sonrasında hangi ilkokula gideceklerdir?
  • En önemli sorular da bunlardan sonra geliyor tabii ki;
    • BAL alanı ile ilgili MEB’in gelecek planı nedir?
    • Anaokulundan sonra bir ilkokul gerekliliği öne sürülerek Bornova Anadolu Lisesi’nin “belki bir kısmının” İlkokul eğitimi amacıyla kullanımı veya aynı alana bir de ilkokul yapımı gündeme getirilecek midir?

BAL alanı içerisinde yapılması düşünülen ve hatta yapımına da başlanmış olan Anaokulunun, Bornova Anadolu Lisesi’nin eğitim-öğretim kalitesini (hiç olmazsa var olanı) olumsuz etkilememesi için bu sorularımın gerçekçi, samimi ve nesnel yanıtlarının olması gerekir.

İşte, haklı kaygılarım da tüm bu sorulara kendimce bir yanıt bulamamaktan kaynaklanıyor. Haksız mıyım?

Unutmayın;

BAL sadece BAL’lıların değil, Cumhuriyetimizin çağdaş, aydınlık geleceğine sahip çıkan Herkesindir!…

Prof.Dr.Kamil Okyay SINDIR

BAL’80

Belediyelerin Tarımsal Üretimi Destekleme Uygulamalarına Bakanlıktan İzin Şartı Geliyor

Prof. Sındır: “belediyelerin tarımsal üretimi destekleme uygulamalarına bakanlıktan izin şartı geliyor”

5488 sayılı Tarım Kanunu’nun, 7. Maddesine dayanılarak Tarım ve Orman Bakanlığı’nca hazırlanan “Tarımsal Üretimin Planlanması Hakkında Yönetmelik” taslağı üzerine değerlendirmelerde bulunan Prof.Dr. Kamil Okyay Sındır; “söz konusu yönetmelik yürürlüğe girdiğinde artık tarımsal üretim planlaması yapılmak istenirken, üreticilerin sözleşmeli üretim yapmaya zorlanacağını ve bildikleri, istedikleri veya kendilerine belki de daha çok gelir getirebilecek ürün tercihlerinde bulunamayacaklarını, tarım arazilerini kendi iradeleri ile değerlendiremeyeceklerini, gerekirse Bakanlık tarafından “atıl durumda bulundurulamayacağı bahanesiyle”, üst kullanım hakkının elinden alınabileceğini ve bu nedenlerle de anayasanın “sözleşme hürriyeti” ve “mülkiyet hakkı” temel hükümlerinin de ihlal edileceğini düşündüğünü belirtti. Sındır, ayrıca belediyeler de dahil olmak üzere, çeşitli kamu tüzel kişiliklerinin bundan sonra bitkisel veya hayvansal üretime yönelik proje veya uygulamalarında Bakanlık’tan, daha doğrusu, Bakanlık bünyesinde oluşturulacak ‘Tarımsal Üretimin Planlanması Kurulu’nun kararları doğrultusunda görevlendirilecek olan Tarım İl/İlçe müdürlüklerinden başvuruya esas üretim izinlerini almak zorunda kalacaklarını ve dolayısıyla, belediyelerin tarımsal üretime yönelik desteklemelerinde, özellikle yerel seçimlere yaklaşılan bu dönemde, siyasal iktidar iradesinin siyasi ayırımcılık ve kayırmacılık yapabilmesine olanak sağlanmış olacağını da ekledi.

“PLANSIZ TARIM YÖNETİMİ”

Özellikle 2000’li yılların başından günümüze kadar gelen siyasal iktidar döneminde, ülkemiz tarımı başta olmak üzere, diğer tüm üretim sektörleri de dahil, planlı kalkınmadan uzaklaştırılmış, üretim planlamasının yerini siyasi iktidarın varlığını sürdürebilmesi ve kendi geleceğini planlamasına dayalı karar süreçleri almıştır. Devlet Planlama Teşkilatı’nın kapatılmasıyla da hangi yatırımın nereye yapılacağı belirsiz hale gelmiş ve Türkiye ekonomisi tam anlamıyla plansız ve öngörülemez, risk ve belirsizlik altında bir ekonomiye dönüşmüştür. Aslında bugün yaşanan birçok ekonomi kökenli sorunun temelinde de böylesi plansız ve güvensiz bir ortam yer almaktadır.

Söz konusu yönetmeliğin, 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun, 7442 sayılı Kanun uyarınca yeniden düzenlenen, 7. Maddesi uyarınca çıkarıldığını biliyoruz. 23 Mart 2023 tarihinde TBMM’de kabul edilen ve 5 Nisan 2023 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 7442 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde de belirtildiği gibi tarımda “planlamanın zorunlu hale geldiği” ibaresi de günümüze kadar plansız programsız nasıl gelindiğinin somut bir göstergesidir ve yukarıda bahsettiğim planlı kalkınmadan uzaklaşılarak siyasi ikbal hesaplarıyla tarımsal üretim yönetimi yapıldığını ispatlar niteliktedir.

“BELEDİYELERE BAKANLIK’TAN İZİN ALMA ZORUNLULUĞU”

Yönetmeliğin “Tarımsal Üretimin Planlanması ve Üretim İzinlerinin Verilmesi” konu başlıklı Üçüncü Bölümünde yer alan “Bitkisel Üretimin İzinlerinin Verilmesi” başlığı ile 12.maddesinin 9.bendinde; “Kamu kurum ve kuruluşları ile ortakları, belediyeler, il özel idareleri vb kamu tüzel kişilikler, bitkisel üretime yönelik proje ve uygulamalarında bu Yönetmelik hükümlerine tabidir” ifadesi yer alıyor. Aynı şekilde “Hayvansal üretimin planlanması” başlıklı 13.maddesinin 2.bendinde; “Kamu kurum ve kuruluşları ile ortakları, belediyeler, il özel idareleri vb kamu tüzel kişilikler, hayvansal üretime yönelik proje ve uygulamalarında bu Yönetmelik hükümlerine tabidir” ifadesi yer alıyor. Diğer bir ifadeyle, belediyeler de dahil olmak üzere, çeşitli kamu tüzel kişiliklerinin bundan sonra bitkisel veya hayvansal üretime yönelik proje veya uygulamalarında Bakanlık’tan, daha doğrusu, Bakanlık bünyesinde oluşturulacak olan ve arz güvencesinin temin edilmesi, iklim değişikliğinin tarım üzerine etkilerinin değerlendirilerek verimliliğin artırılması, tarımsal üretimin uygun ekolojilerde geliştirilmesi için arz ve talep miktarı, yeterlilik oranı dikkate alınarak tarımsal üretim planlamasını yapmakla, üretim planlamasına konu ürün veya ürün gruplarını ve asgari ve azami üretim miktarlarını belirlemekle görevli olan ‘Tarımsal Üretimin Planlanması Kurulu’nun kararları doğrultusunda, görevlendirilecek olan Tarım İl/İlçe müdürlüklerinden başvuruya esas üretim izinlerini almak zorunda kalacaklardır. Üretim planlamasının yapılması çabasını esas itibariyle gerekli gördüğümü ve saygı duyduğumu bir kez daha belirtmek isterim. Ancak, üreticilerimizin ürün ve üretim tercihlerini ve kararlarını yönlendirici teşvik ve destekleme politikaları yerine üreticilerimizin kendi başlarına karar verebilme haklarını ortadan kaldıran, İl/İlçe müdürlüklerinin planlama kararları sonucu bir dayatma ile yapılmasını doğru bulmuyorum. Ayrıca, bir de son yıllarda sektörde yaşanan sıkıntıları bir nebze olsun yerelde giderebilme gayretinde olan belediyelerin tarımsal üretime yönelik proje ve destekleme uygulamalarına söz konusu yönetmelik ile müdahil olunmasını da kesinlikle yanlış bulduğumu belirtmek istiyorum. Özellikle yerel seçimlere yaklaşılan bu dönemde, siyasal iktidar iradesinin siyasi ayırımcılık ve kayırmacılık yapabilmesine olanak sağlanmış olacağının da bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.

“TARIM KANUNU VE İLGİLİ YÖNETMELİKTE ANAYASAYA AYKIRILIK”

Üzülerek belirtmeliyim ki, söz konusu yönetmeliğin dayanağı olan ve Tarım Kanunu’nun 7. Maddesinde değişiklik öngören 7442 sayılı kanunun TBMM’de yasalaşma sürecinde hiçbir şekilde anayasaya uygunluk denetimi yapılmamıştır. Örneğin, çalışma ve sözleşme hürriyetini düzenleyen Anayasa’nın 48’inci maddesine göre;Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir, özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Devlet, özel teşebbüsleri millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.” ifadesi yer almaktadır. Oysa bu kanunda, özel teşebbüs ve sözleşme hürriyeti olan üreticiyi, kar amacı güden özel şirketler ile sözleşmeye zorlayıcı hükümler getirilmiştir. Yine mülkiyet hakkını düzenleyen Anayasa’nın 35’inci maddesine göre; “Herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir.” Oysa bu kanun teklifi ile getirilen düzenlemede herhangi bir sınırlama değil, doğrudan mülkiyet hakkının gaspı söz konusudur.

Söz konusu kanunda bir yandan sözde “Sözleşmeli üretimde irade serbestisi esastır.” deniyor. Ancak ne yazık ki, aynı kanunda yer alan “arz güvenliğinin sağlanması veya üretimin iç ve dış talebe uygun olarak ayarlanması” bahanesiyle üreticinin özgürce ürün/üretim kararını verebilmesine devlet eliyle engel olunmakta ve ayrıca üreticiler şirketlerle sözleşme yapmaya zorlanarak söz konusu irade serbestliği ihlal edilmektedir.

“ÜRETİCİLERİMİZİN TOPRAĞI VE HAYVANLARI İLE BAĞINI KOPARMAMAK GEREKİR”

Anlaşılan o ki; Bakanlık, arazi toplulaştırmasıyla ve yasal düzenlemelerle sorun çözmek yerine işin kolaycılığına kaçıyor ve bu kanunla bir de emlak işine giriyor. Şöyle ki, tarım arazilerinin hisselilik, parçalılık ve mülkiyet itilafları, göç ve benzeri nedenlerle atıl durumda olduğu bahanesiyle çiftçimizin tarlasına, bahçesine el koyma kolaycılığına kaçıyor ve rayiç bedeli belirleyip dilediğine kiraya verme yolunu tercih ediyor. Oysa ki esas olan, hisselilik sorununun çözülmesidir, parçalılık sorununun arazi toplulaştırmasıyla çözülmesidir, mülkiyet itilaflarının hukuki düzenlemelerle kaldırılmasıdır, üreten çiftçimizin tarımsal üretimden, tarlasından, hayvanından uzaklaşmasına, göç etmesine neden olan ekonomik, sosyal veya her ne neden varsa bunların çözülmesidir. Böylesi dayatmacı üretim anlayışıyla, üreticilerimizi kimi zaman hiç bilmediği üretime, ürüne zorlamakla planlama yapılmış olmaz. Olsa olsa üreticilerimizin toprağıyla ve hayvanıyla duygusal bağı koparılmış olur.

Dolayısıyla, bilinen bilimsel yöntem ve uygulamalar, rasyonel ekonomi ve evrensel hukuk ilke ve kurallarının yok sayılmasıyla planlama yapılamaz, yapılmamalıdır, yapılırsa da sonuçları çok kötü olur. Arz güvenliğini sağlayacağım derken üretimin sürdürülebilirliği ortadan kalkar. Polikültürel üretim yerine monokültür/plantasyon tarzı çok geniş alanlarda tek tip üretim süreçleri nedeniyle tarım topraklarımız, sularımız ve havamız daha da kirletilerek fakirleşir ve verimlilikten uzaklaşılır. İklim krizi ve kuraklık yanı sıra gıda güvenliği ve gıda güvencesinde yaşanan sıkıntılar da çok daha büyüyerek beraberinde artan göç, yoksulluk ve açlık getirmesi kaçınılmaz olacaktır.

“TARIMSAL ÜRETİM PLANLAMASINDA ESASLAR”

Bu nedenledir ki, tarımsal üretim planlamasında dayatmacı değil, üreticilerimizin üretim karar ve süreçlerini yönlendirici, teşvik edici, destekleyici uygulamaları hayata geçirmek esas olmalıdır. Bu amaca yönelik yapılması gerekenler arasında;

  • üretimde verim/verimlilik artışını sağlamak
  • bölgesel ve ülkesel ürün deseninin belirlenmesine ve üretim planlamasına katkıda bulunmak
  • ürün kalitesini yükseltmek
  • tüketicinin gıda güvenliğini, diğer bir deyişle sağlıklı gıda ile buluşabilmesini sağlamak
  • halkın, başta en temel besin maddeleri olmak üzere, gıda gereksinimlerini güvence altına almak ve bu anlamda üretimde istikrarı sağlayabilmek
  • üretim alanlarının, doğamızın, çevremizin, toprağımızın, suyumuzun kirletilmesini önleyerek sürdürülebilir olmak
  • üreticinin gelir düzeyini artırmak, gözetmek ve sosyal refahın artırılmasına katkıda bulunmak
  • dengeli, istikrarlı, coğrafik ve iklimsel özellikleri dikkate alan üretim planlarını yaşama geçirebilmek
  • tarım ürünlerimizde dünyada söz sahibi olabilmek, rekabet avantajını yakalayabilmek
  • risk ve belirsizlik altındaki tarımsal üretimde doğal afetlere ve ithalat baskılarına karşı gerekli önlemleri almak

yer almalıdır. Tüm bunların, sürdürülebilir nitelikte, dinamik, üretici ve tüketici haklarını ve refahını gözeten bir anlayışla belirlenmesi yaşamsal bir önemdedir. Tarımsal desteklemeler de bu amaçlara yönelik olmalı, ürün çeşitlerine göre, havza ve/veya bölgelerin ekolojik ve ekonomik koşullarına göre farklılıklar gözetilerek, “üretim ile ilişkili” bir anlayışla uygulanmalıdır.

Merhaba…

Bundan sonra akademik, siyasal ve sosyal görüşlerim, çalışmalarım ve tartışmalarımı bu site üzerinden takip edebileceksiniz…

Şimdiden tüm dostlarıma selam ve sevgilerimle!…